Sine Ergün / Öykü Üzerine Söz – Söyleşen: Hakan Kaya
Merhaba. Öncelikle bizimle söyleşmeyi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Küçürek Öykü her sayısında çağdaş bir öykücüyle söyleşi yapmayı amaçlıyor. Sizinle bunu yapabildiğimiz için çok mutluyuz.
1) Öykü anlayışınızda daha önceki söylediklerinize dayanarak söylüyorum, bir alana kısıtlı kalmayı sevmiyorsunuz. Öyküyü bir terime dayandırmayı seviyor musunuz? Özellikle işte bu minimal öykü, minimal öykü değil gibi, tanımlara bakış açınız nedir? Öykünün biçimi ve üslubundan çok, tanımlara sığdırmaları sizi rahatsız ediyor mu?
Terimler, tanımlarla öyküyü tanımlamak yazarın görevi olmaktan çok eleştirmenin, teorisyenin işi. Yazar, yazar. Tanımlar, açıklamak için eleştirmene gerekli gelirse kullanılır. Kendimi eleştirmenleri eleştirecek yetkinlikte görmüyorum.
2) Çağdaş bir öykücü olarak, bir söyleşinizde çok fazla çağdaş yazar okumadığınızı söylemiştiniz. Bu değişti mi? Çağdaşlardan hangi isimleri okuyorsunuz?
Aslında Türkçede aynı kuşağı paylaştığım yazarlardan söz etmiştim. Onlardan da elbette okuduklarım var ama kimseyi unutmamak kaygısıyla ad vermeyeyim. Çağdaş yazarlardan ise ilk aklıma gelenler Yan Lianke, Judith Hermann, Maggie Nelson, Valeria Luiselli.
3) Usta çırak ilişkisine öyküde inanıyor musunuz? Her öykücünün bir ustası olmalı mı? Sizin ustanız kim? Günümüz kuşağının Sait Faik’in öykü anlayışından bir türlü çıkamayıp, kendi üslubunu yakalayamaması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Usta çırak ilişkisi değil de her yazarın ait olduğu bir soyağacı var diyelim. O soyağacını ise okuduğu yazarlar oluşturuyor. Benim için adını anmaktan yorulmayacağım Vüsat O. Bener, Yusuf Atılgan, Anna Kavan, Marguerite Yourcenar, Mario Benedetti, Ingeborg Bachmann, Clarice Lispector, John Berger, Kate Chopin gibi pek çok yazar bu soyağacında.
Sait Faik öykü anlayışından çıkılamadığını, günümüz kuşağının kendi biçemini yaratamadığını düşünmüyorum. Pekâlâ yıllardır kendi biçemini ustalıkla kullanan yazarlarımız var. Genele bakıldığında bence başka bir hâl var. Beğeninin hızla kazanılıp bir o kadar da hızlı kaybedilmesi durumu. Yaşamın her alanına yayıldı. Görünürlük, beğeni birçok şeyin önüne geçti. Böylesi durumda kişi risk almaz. Yazını bir kez beğenildiyse onun dışında çıkmak istemez.
4) Geçmişte yayınlamaktan pişman olduğunuz bir kitabınız oldu mu? Veya bir kitapta bir öyküyü keşke yayınlamasaydım, şunu değiştirseydim dediğiniz oluyor mu?
Her kitap, öykü, bir dönemi yansıtıyor. Şu an tekrar yazılamazlar, bundan doğru şu an yeni yazılmış gözüyle okunamazlar. Geçmişe dönüp baktığımda öykülerim arasında daha beğendiklerim, o kadar beğenmediklerim var diyelim.
5) Daha önce bazı edebiyat sitelerinde öykülerinizin yayınlandığını biliyoruz. Fakat artık bunu yapmadığınızı görüyoruz. Sizin için bir dergide çıkmanın önemi nedir? Dergi kültürü hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce kaldı mı? Artık dergide yayınlanmanın önemini yitirdiğini düşünüyor musunuz? Veya dergicilik hakkında ne düşünüyorsunuz?
Dergilerde yeni yeni şiirlerimin, öykülerimin yayımlandığı dönem büyülü bir dönemdi. Kitap çıkarmak kadar önemliydi benim için onları dergi sayfalarında görmek. Edebiyatta pek az şey iyi bir derginin yerini doldurabilir. Kendi edebiyat duruşuna uygun metinler seçen, tasarımı temiz, zamanında çıkan bir dergi her zaman dört gözle beklenir. Ama kâğıt fiyatları, dağıtım maliyetleri, uzun zaman bekleyen ödemeler var. Ne yazık ki çoğu dergi uzun soluklu olamıyor, kendi kültürünü oluşturacak kadar süre okurla buluşamıyor.
6) Çok yönlü bir sanatçı olduğunuzu biliyoruz. Birçok yazar sadece öyküyle ilgilenip, diğer alanlara gözünü kapatırken, sizin birçok sanat alanında faaliyet gösterdiğinizi ele alarak, bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çok yönlü bir sanatçı değilim. Yalnızca yazarım. Ve sanat sektöründe profesyonel olarak çalışıyorum. Kültür-sanat emekçisiyim yani. Böyle değil mi zaten? Kaçımız yazınla, hele de öyküyle geçiniyor? Neredeyse hepimiz başka bir işte çalışıyoruz. Kimimiz senarist, kimimiz öğretmen, kimimiz avukat.
7) Öykülerinizde duygunun doğrudan temsilinden kaçınıyor, bunun yerine gündelik yaşamın detayları, durağanlığı ve hareketsizliğinden besleniyorsunuz. Okura hissettirmiyor, sezdiriyorsunuz. Eksiltme estetiğini çağdaş öykünün zorunlu bir ifade biçimi olarak mı görüyorsunuz?
Niçin zorunlu olsun? Benim ifade biçimim yalnızca. İleride değişebilir, şu an için diyelim.
8) Hazırladığınız bir öykü dosyası var mı? Hazırlıklara nasıl başlıyorsunuz? Gündemi takip edip, bunu öykülere taşıdığınızı biliyoruz, bu yüzden yakın geçmişi araştırmayı sevdiğinizi düşünüyorum. Yeni öykü dosyanız /varsa/ hangi konuyu ağırlıkla işleyecek?
Doğum yaptıktan sonra bir süre istediğim gibi okuyamadım. Şimdi tekrar döndüm. Yazmak çokça okumak benim için. Hiçbir zaman çok yazan bir yazar olmadım. Bunu amaçlamadım da. Benim hazırlığım öncelikle okumak. Ardından notlar, sonra daha uzun metinler.
Şu an yeni öykü dosyamın hangi konuyu ağırlıkla işleyeceğini söyleyemiyorum çünkü yazınımın konusunu söylemekte hep zorlandım.
9) Yazarken yalnızlığın mı, yoksa kalabalığın hareketinin mi size daha çok eşlik etmesini tercih edersiniz? En verimli yazma hâliniz nerede ortaya çıkar?
Yalnızken. Şiir yazdığım yıllarda farklıydı. Ne zaman geleceği belli olmazdı. Hep hazırlıklıydım yazmak için. Şimdiyse öncesinde aldığım notları bir araya getirmek için yalnızlığa gereksinim duyuyorum.
10) Son sorum şu şekilde; Medyadan ve söyleşilerden uzak duran birisiniz. Bu durum bilinçli bir tercih mi? Yoksa yazarlığın doğası gereği sessiz kalmayı mı tercih ediyorsunuz?
Sosyal medyadan uzak durmaktan öte kullanmayı beceremiyorum. Söyleşi vermekten kaçınmıyorum –kaçındığım bir zaman oldu. Yıllar sonra şu anki işimde masanın öteki tarafında, söyleşi sorusu soran olunca fark ettim ki söyleşilerde karşı tarafı kısa yanıtlar vererek, başlık, alt başlık niteliğinde tümceler kullanmayarak zorlamışım. İşin tuhafı soru soran ben olduğumda oldukça gevezeyim. Sanırım soru sormakta yanıt vermekten daha rahatım. Benimle söyleşi yapmak çekici değil özetle.